Anadol'u keçiler yemedi...!!!

MÜJDE YAZICI  Radikal / 18.11.2005  

O, bir dönemin kült otomobili. O, bir dönemin Ferrari'si. O şimdi bir nostalji...
Ve 'Huzurlarınızda Spor Anadol
'

Bizim hiç Anadol arabamız olmadı. Aslında Anadol'un Anadol olduğu dönemde ben de yoktum. 1979 model Renault 12'ye bindim (binmişim) ilk kez 1981 yılında. Türkiye ekonomisinde çığır açabilecek güce sahip ilk ve son Türk tasarımı Spor Anadol arabalarının temeli 1966'da atılıyor zaten. Bu tarihten itibaren Anadol'un başına gelmedik de kalmıyor.

Çocukluğu Trabzon'da geçen ben, Anadol arabalarını eşeklerin yediğine inandırılmış, bunun tam da Karadeniz zekâsıyla harmanlanmış yerel bir efsane olduğunu düşünürken, Türk tasarımı Anadol'la keçilerin ziyafet çektiği haberleri gazete haberlerine malzeme olmaya başlamıştı.

Bazıları için gençliğinin kült otomobili olan Anadol'un 'yenir yutulur' bir şey olmadığını ise neyseki yıllar sonra Aydın Demirer ile Özgür Aydoğan'ın kaleme aldığı Huzurlarınızda Spor Anadol kitabından öğrenebildim. Güncel Yayıncılık'tan çıkan kitapta da açıkça belirtiliyor ki, bu efsane Anadol'un fiberglas gövdesiyle alay etmek için uydurulmuş.

Oysa, Anadol'dan çok daha önce dünyanın en büyük otomotiv şirketi General Motors da fiberglas gövde kullanıyormuş. Fiberglas gövde bugün otomotiv sanayisinde çok miktarda kullanılan bir malzeme. Ayrıca uzay ve havacılık sanayisinde de fiberglas gövde kullanılıyor. Fiberglas araba yapma fikri ise o yıllarda on üç-on dört yaşlarında olan, Petrol Ofisi'nin bugünkü CEO'su Jan Nahum ve abisi Klod Nahum'dan çıkmış.

Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan, Vehbi Koç/Bernar Nahum birlikteliğinin ürünü olan Anadol arabalarının üretim sürecinde yer alan kişilerle konuşarak hazırladığı kitapta, önemli bir konu üzerinde yoğunlaşıyor.

Huzurlarınızda Spor Anadol'da aslında Türkiye'de uluslararası bir otomobil markasının yaratılmasının mümkün olduğu, Otosan'ın Hyundai'den sekiz yıl önce kurulduğu ve bu konuda çok önemli bir fırsatın kaçırıldığı birinci ağızdan anlatılan hikâyelerle vurgulanıyor. Bu anlamda bol anekdot içeren kitap, sadece Anadol arabalarının serüvenini değil; otomotiv sanayi baz alınarak Türkiye ekonomisinin o dönemki yapısını öğrenmek açısından da önem taşıyor. Demirer ve Aydoğan kitabı, uluslararası pazarlarda yarışacak bir ulusal marka yaratmanın ya da yaratamamanın öyküsü olarak nitelendiriyor. Otomobil tutkunuysanız Türk otomobili yapma rüyasında atılmış bir adımın ama aynı zamanda kaçırılmış bir fırsatın bu öyküsünü okurken hüzünlenebilirsiniz (Memleket meselelerine de dalabilirsiniz).
Kitapta bugüne kadar Türk otomotiv sanayinde bilinmeyenlere de yer veriliyor. Örneğin, Anadol ithal etmek için 11 şirket Londra fuarına başvuruda bulunmuş. Bunların arasında bir ABD şirketi de varmış. Fakat o dönemin yöneticileri Anadol'u ihraç etmeye yanaşmamışlar. Hatta İngilizler Anadol'un aynısını Yeni Zelanda'da üretmek için çaba gösterdiği için bugün hâlâ Yeni Zelanda'ya ait bir adada Anadol yoğun olarak kullanılmaktaymış.

Yine Huzurlarınızda Anadol'dan öğrendiğimize göre, seri olarak üretilen Türk tasarımı ilk otomobili yapan Eralp Noyan iş hayatına yirmi yaşında Ferrari'de hademelik yaparak başlamış. Türk otomotiv sektörünün babası rahmetli Bernar Nahum ise Anadol piyasaya çıkmadan kısa bir süre önce Vehbi Koç'a yazdığı mektupta 'Çetin Altan bu otomobille alay edecek' demiş. Her şeyi bir yana bıraksanız bile kitabın sonunda yer alan Anadol STC'nin (Sport Turkish Car) kullanım kılavuzunu görmelisiniz. Kılavuzda kontak ve marş anahtarı, küçük ve büyük farların anahtarı, cam silgileri anahtarı, kalorifer motoru anahtarı ve kalorifer ısı kontrol kolu olarak adlandırılan araba kısımlarını fotoğraflar yardımıyla görebilirsiniz.

 

'Ayrıntı' tutkunuysanız, Anadol yıllar sonra yeniden ayaklarınızı yerden kesecek!

  • HUZURLARINIZDA SPOR ANADOL
    Aydın Demirer/Özgür Aydoğan, Güncel Yayıncılık, 2005, 192 sayfa, 15 YTL