Hakan Gülseven Radikal / 26.11.2005
Anadol'la gerçek bir yerli marka yaratma sürecine giren Türkiye otomotiv sanayii, Otosan'ın Çağdaş yerine Taunus üretme kararıyla bu şansı yitirdi. Anadol'dan geriye hafızalarımızdaki puslu görüntüler kalmıştı ki, Huzurlarınızda Spor Anadol kitabı eski yarayı kaşıdı.
Anadol otomobiller, kimileri için ithal ikameci dönemde katlanmak zorunda kaldığımız 'kalitesiz' yaşam koşullarını anlatmak için bir semboldür. Onlar, dış ticaretin bütünüyle serbest bırakılmasını savunur, parayı verenin istediği kadar pahalı kornayı çalabilmesini 'özgürlük' olarak telakki eder. Tabii bu bir zihniyettir...
Öte yandan, iki ekonomi gazetecisi, Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan, Anadol otomobillerin hikâyesini, Türkiye'deki tasarımcı sanayinin gelişimi açısından ele almış, bu 'samandan' (!!!) otomobillerden hareket ederek, son derece keyifli bir kitap hazırlamış. Huzurlarınızda Spor Anadol Türkiye'de otomotiv sektörünün nasıl geliştiğini, Otosan'ın otomobil üretmeye başladığı yıllarda ufacık bir şirket olan Hyundai'nin bir dünya devine ve markasına dönüşmesine rağmen, dünya otomotiv sektöründe neden bir Türkiye markası bulunmadığını anlatıyor. Üstelik, ilgi çekici insan öyküleriyle birlikte...
Kitapta anlatılan Anadol otomobiller, Türkiye'de uzun bir döneme damgasını vurdu. Fiberglas malzemesi nedeniyle 'samandan' diye 'kara çalınan' Anadol'un bir de spor modeli yapılmıştı. Spor Anadol olarak tanınan STC-16 (Sport Turkish Car), ilk Türk tasarımlı otomobil olarak tarihe geçti. 'İşten anlayanlar', Eralp Noyan'ın tasarımının son derece başarılı olduğunu söylüyor. Sınırlı sayıda üretildiği için etrafta çok görünmeyen bu otomobiller, çocukluğunu 1970'lerde yaşayanlar açısından da ayrı bir anlam ifade eder. STC-16, oyuncak Matchbox yarış otomobillerinin büyümüş hali gibiydi. Siyah-beyaz Amerikan filmlerinde, dizilerinde rastlanan spor modellere benziyordu.
Huzurlarınızda Spor Anadol, sadece STC-16'nın değil, Klasik Anadol, Anadol Station, Çağdaş ve Böcek modellerinin de öyküsünü anlatıyor. Çağdaş, talihsiz bir biçimde, seri üretimine geçilemeden tarih oldu. Böcek ise, STC-16 gibi sınırlı sayıda üretildi ama müthiş sempatik görünümüyle, o yılları yaşayanların hafızasına kazındı. Yine çocukluğunu 1970'lerde yaşayanlar arasında, babalarına Böcek otomobil alması için yalvaranların sayısı hiç de az değildir. Kapısız, son derece sempatik bu araçların dayanılmaz bir çekiciliği vardı; bugün de bakın Böcek'in tasarımcısı Jan Nahum onu nasıl anlatıyor: "Tasarımını Ulus'taki evde yaptım. Neler isteniyor? Tekerlekleri olacak. Bir camları, bir de kaputu... Kolay girip çıkmak için kapıları olmayacak. Lüzumsuz taraflarını traşladık. O gün için benzeri yoktu. Sonra bütün dünya o arabaları yaptı..."